Şeyh’imiz gittiği her yerde irşad ve tebliğde bulunmuştur. Genç yaşta Muş, Bitlis ve çevrelerinde köy köy gezip onunla birlikte olan talebelere zaruri dini bilgileri öğretmiş, güzel ahlakı, İslam’ın inceliklerini ve tasavvufu anlatmıştır. Bir çok köyün cami temelini atmış, bununla birlikte köylerdeki cemaatlere İslam medeniyeti ve kültürünün zaruretinden bahsetmiştir.
Ben küçük yaşta iken bazen Şeyh’imiz beni yanına alır, büyük bir aşk ve şevkle köy köy gezip köylülerle sohbet eder, herkesle ayrı ayrı ilgilenirdi. Şeyh’imiz Köy cemaatine tövbe verip, birlik ve beraberliğin önemini anlatırdı. Kavmiyetçilik ve aşiretçilik varsa bu davadan vazgeçirmeye çalışır, Peygamber Efendimizin ümmeti olmakla yetinmek gerektiğini anlatırdı.
Köylüler arasında halledilmesi gereken bir dava varsa Yüce Allah’ın Ayeti Kerime’de buyurduğu gibi: “Eğer müminlerden iki taife birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin” hükmüne binaen davalara bakar ve barışla sonuçlanması için elinden gelen bütün gayreti gösterirdi. Baktığı davaların çoğu da barışla sonuçlanırdı.
Seferdeki irşadı bazen 40 günü geçerdi. Ama o hiç yılmadan büyük bir azimle Allah rızası için bu vazifeyi yapardı.

Şeyh’imiz başta Siirt ve çevresindeki Rıstak köyleri, Şirvan, Baykan, Sason, Kurtalan ve köylerinde, Batman, Tatvan, Gevaş, Van, Erciş, Patnos, Ağrı, Eleşkirt, Gaziantep, Adana, Mersin, Ankara ve yaygın bir şekilde İstanbul’da irşad ve tebliğde bulunmuştur. Gittiği şehir merkezlerinde sohbet ve zikirden sonra Ûlema varsa onları toplar ve onlarla ilmi ve dini konuları müzakere ederdi.
Şeyh’imiz Bağdat seferine giderken, Musul’da Musullu Hacı Yusuf Efendi’den Ûlemayı toplamalarını istemiş ve bu Ûlame ile çok faydalı sohbetler yapmıştır.
Bağdat’ta genellikle Şeyh Osman’la arada bir de Allame Şeyh Abdülkerim ile bir araya gelir, ilmi konularda fikir taâtisi yaparlardı. Malum Şeyh’imiz, babası Şeyh Şerafeddin’den hem ilmi hem de Tasavvufi icazetnameyi aldığı halde 1967 de İran’da Şeyh Buhaeddin’den hilafet almıştır. Ayrıca Şeyh Osman Siraceddin- i Sani’den teberruken hilafet almıştır.
Bazen Şeyh’imiz inzivaya çekilirdi. Ama müridlerin durumlarından dolayı emri bil ma’ruf ve nehiy ânil münker vazifesi için inzivadan çıkmaya mecbur kalırdı. “Eğer bu mecburiyet olmasaydı Şafii fıkhındaki Tuhfe’den daha güzel bir eser yapardım.” derdi.
Şeyh’imiz, tefsire olan aşkının yanı sıra hadis ve fıkha da çok düşkündü. Hatta “O bin hadisi getirin, arasına hadis olmayan bir söz koyun. Allah’ın izniyle o sözü bulup çıkartırım.” demesi onun hadis ilmindeki hakimiyetini göstermektedir. Fıkıhta ise yörenin Şafii’si olarak anılır ve Şeyh’imiz irşadda “Ben Rabbaniyim” buyururdu.
