TASAVVUF
Tasavvufun esasları; takva, ittibai sünnet, i’rad, ridâ ve Allah’a rücû etmek olmak üzere 5 tanedir.
Tasavvufun Esasları
Tasavvufun esasları beştir:
1. Takva
2. İttibai Sünnet
3. İ’rad
4. Ridâ
5. Allah’a Rücû Etmek.
1. Takva
Takva, gizli ve aşikâr zahirde ve bâtında, yalnızlıkta ve kalabalıkta Allah’tan, Allah’ın azabından korkmaktır. Nitekim hadîs-i şerîfte buyruldu ki:
“İster yalnız, ister cemâat arasında, nerde olursan ol, takvanı muhafaza et.” Yani Allah’ın sevmediği şeylerden kendini koru.
Zahirde azalarını Allah’ın sevmediği şeylerden nasıl muhafaza ediyorsan, kalbini de bu kötü şeylerin sevgisinden muhafaza et. Kalp kötü şeyleri istememeli, bunlardan temizlenmeli ve içinden atmalıdır. Bu da takva verâ’ ve istikamet ile hâsıl olur. Verâ’, ihtiyatlı davranmak demektir. Şöyle ki, dikenli bir tarladan geçmek zorunda kalan bir kişi nasıl ki, dikenlerin ayağına ve elbiselerine batmaması için gerekli ihtimamı gösteriyorsa, günahlara girmemek için de aynı şekilde gerekli ihtimamı göstermelidir. Hatta harama girmemek için helalin bir kısmını terketmelidir.
Nitekim hadîs-i şerîfte buyruldu ki:

“Şurası muhakkak ki, helaller apaçık bellidir, haramlar da apaçık bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli olanlar vardır. İnsanların çoğu bunları bilmezler. Bu durumda kim şüpheli şeylerden kaçınırsa dinini de, ırzını da tebrie (şüphelerden kurtarmak) etmiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur. Tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa (sürüsü) dalabilir durumdadır. Haberiniz olsun her melikin bir koruluğu vardır. Allah’ın koruluğu da haramlardır…” (Buhari)
İstikamet: Allah’a itaat üzere devamlı ve sebatlı (dayanır) olmaktır. Allah’ın ahkâmı ile amel eden kişinin kalbi nurlanır.
İstikâmet üzere olmak, Allah’ın emirlerini yerine getirmek nefse muhafelet etmek ve nefse ağır gelen şeylere devam etmek suretiyle hâsıl olur.
Takva hakkında âyet-i kerîmelerde buyruldu ki:
![]()
“Allah katında en kerim, en üstün olanınız, en fazla takva sahibi olmanızdır.” (Hucurat Sûresi, 13)

“Allah ancak müttakilerinkini kabul eder.” (Mâide Sûresi, 27)

“Allah’ın evliyaları, ancak takva sahibi olanlardır.” (Enfal Sûresi, 34)

“Allah’takva sahibi olanların velisidir.” (Câsiye Sûresi, 19)
![]()
“Hayır kim sözünü yerine getirir ve Allaha’a karşi gelmekten sakınırsa, şüphesiz Allah da sakınanları sever.” (Âl-i İmrân Sûresi, 76)
![]()
“Nefislerinizi beğenip temize çıkarmayın. Ancak Allah (celle celâluhû) kimlerin takva sahibi olduklarını bilir.” (Necm Sûresi, 32)
![]()
“Bilmiş olunuz ki, Allah takva sahibi olanlarladır.” (Tevbe Sûresi, 123)

“Âkibet takvanındır.” (Tâhâ Sûresi, 132)

“Âkibet takva sahibi olanlarındır.” (Hud Sûresi, 49)
![]()
“Allah’ın katında âhiret, takva sahibi olanlarındır.” (Zuhruf Sûresi, 35)

“Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış, yer ve gök genişliğinde olan Cennet’e süratle koşun.” (Âl-i İmrân Sûresi, 133)
![]()
“Takva sahibi olanlar zümreler halinde Cennet’e sevkedildi.” (Zümer Sûresi, 73)
![]()
“Ey îmân edenler, Allah’a hakkıyla takva ediniz.” (Âl-i İmrân Sûresi, 102)

“Gücünüz yettiği kadar Allah’a takva ediniz.” (Tegâbun Sûresi, 16)

“Sizden evvel kendilerine kitap verilmiş olanlara ve sizlere de Allah’tan takva etmeyi tavsiye ettik.” (Nisa Sûresi, 131)
Allah (celle celâluhû) kullarına, anne ve babanın çocuklarına olan şefkat lerinden daha fazla şefkat ve merhamet sahibidir. Takvadan daha güzel bir husus yoktur. Takvadan daha güzel tavsiye edilecek bir husus olsaydı, kullarına onu tavsiye ederdi. O halde hayırlı hasletlerden en fazla, Kur’ân-ı kerîmde zikredilen ve Allah (celle celâluhû) tarafından methedilen takva hasletidir.
Câbir (radıyallahu anh)’den rivayet edilen bir hadîs-i şerîfe göre: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Veda hutbesinde Mina dağındabir deve sırtında iken bize hitap ederek:

“Ey insanlar! Rabbiniz birdir, babanız da birdir, Arabın Aceme, Acemin Araba, siyahın kırmızıya, kırmızının siyaha hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir. Allah katında en kıymetliniz, takvası çok olanınızdır. Dikkatli olunuz ki size tebliğ ettim. Duydunuz mu?” diye sorunca
Sahabeler;
“Evet, duyduk yâ Resû lallah” dediler.
Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem);
“Hazır olanlar hazır olmayanlara tebliğ etsin” diye buyurur. (et- Terğib ve’t-Terhib)
Hadîs-i şerîfte buyruldu ki:

“Kıyamet gününde Allah (celle celâluhû) bir münadiye şöyle seslenmesini buyurur: “Biliniz ki ben bir nesep kıldım, siz de bir nesep kıldınız. En kerim olanınız, en fazla takva sahibi olanınızdır. dedim. Siz ise bana yanaşmayıp, falan oğlu falan dediniz. Bugün kendi nesebimi yükselteceğim ve sizin nesebinizi alçaltacağım. Hani takva sahipleri.” Bunun üzerine takva sahipleri kalkar ve Allah (celle celâluhû) onlara ikram eder.” (et-Terğib ve’t-Terhib)
Malesef dünya ehli, takvaya ehemmiyet vermemektedir. Şöyle ki: Bir milletvekiline, bir ağaya, yüksek bir mevkiyi işgal etmiş birisine, falanca adam senden daha akıllıdır, daha ileri görüşlüdür dense kabul etmez. Fakat daha sofudur ve daha takva sahibidir dense onu kolaylıkla kabul eder. Belki de kendi diliyle itiraf edecektir.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem); “Yâ Ebâ Zer! Altı gün bekle (zihnini hazırla) sonra sana söyleyeceklerimi aklında muhafaza et.” yedinci gün ise; “Sana işlerinin zahirinde ve batınında Allah’tan takvayı tavsiye ederim. Günah işlediğin zaman arkasından sevap işle (ki günâhına keffaret olsun). Hiç kimseden bir şey isteme velevki deyneğin elinden düşse bile. Emâneti yanında tutma (çünkü emâneti muhafaza etmek zordur).” diye buyurur.
Birisi Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelerek;
“Yâ Resûlallah, bana bir tavsiyede bulun” der. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem);

“Sana Allah’tan takvayı tavsiye ederim. Çünkü takva bütün sevaplara şâmildir.” diye buyurur. (Camiu’s-Sağir)
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gazvelerin (muharebelerin) birin den dönünce;
“Ey Fâtıma! Nefsini Allah’tan satın al. Çünkü Allah’ın sana vereceği azabın hiçbirini defedemem.” diye buyurur.
Bütün mübarek zevcelerine ve akrabalarına aynı tavsiyede bulunur. Daha sonra:
“Haşimoğulları ümmetimin evlası değildir. Ümmetimin evlası müttakilerdir. Kureyşliler de ümmetimin evlası (iyisi şereflisi) değildir. Ümmetimin evlası müttakilerdir. Ensarîler de ümmetimin evlası değildir. Ümmetimin evlası müttakilerdir.” diye buyurur.
Takvanın iki derecesi ve iki manası vardır: Birinci mânâsı, âhiretin değerini bilmek, ona zarar verecek şeylerden kaçınmak. İkinci mânâsı ise, günah olan hususlardan nefsini muhafaza etmek. Zina ve içki içme fiili gibi.
Takvanın Dereceleri
En alt derecesi şirkten kaçınmak, en üst derece ise kalbin Allah’tan başkasıyla meşgul olmamasıdır.
Takva ancak, insanın kendisini münkerden (Allah’ın yasakları, meşru olmayan hususlar) muhafaza etmesi ve Allah’ın emirleriyle amel etmesiyle hâsıl olur. İnsan Allah’ın emrettiğini terkeder, neh yettiğini (yasakladığını) işlerse takvaya muhalefet etmiş olur.
2. İttibâ-i Sünnet
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yoluna tabi olmak (uymak) demektir. Âyet-i kerîmede buyrulduğu gibi;

“Onlara de ki, Allah’ı seviyorsanız ve Allahü teâlânın da sizi sevmesini istiyorsanız bana tabi olunuz.” (Âl-i İmrân Sûresi, 31)
Yani; Allah muhabbetinin alâmeti, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yoluna, O’nun fiillerine, sözlerine, hareketlerine uymaktır. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in neleri yaptığını, neyi sevdiğini, neler söylediğini, nasıl duâ ettiğini ve neler tavsiye ettiğini
bilmek ve tatbik etmektir.
a. Muhafaza
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in söylemiş olduğu birtakım duaları varid olduğu gibi (söylendiği gibi) ezberleyip o şekilde söylemek ve hareketlerini de edâ etmek gerekir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın sözlerini muhafaza ve hallerini bilmek lazımdır ki, O’na tabi olunabilsin. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’a tabi olmak için, din âlimleriyle sık sık sohbet etmek kitaplarını okumak zaruridir.
b. Hüsnü’l-Hulk (Güzel Ahlak)
İslamın benimsediği, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın sevdiği ve kabul ettiği ahlak demektir. Bu ancak kalbin ıslahı ile olur. Kalbin çirkin sıfatlardan temizlenmesi ve güzel sıfat larla süslenmesi, kalbin ıslah edildiğinin kesin işaretidir. İnsanın güzel ahlaka sahip olabilmesi için çirkin sıfatlardan uzaklaşması ve güzel sıfatlara hâiz olması şarttır. Güzel sıfatları tekrar tekrar yaparak, nefsinin mücahedesiz, teklifsiz, tereddütsüz, zorluk çekmeden ve memnuniyetle kabul etmesi bir nitelik haline geldiği zaman, güzel ahlak hasıl olur. Hâtem-i Tâî cömertliğiyle çok meşhurdu. Cömertlik ve mertlik kendisinde tabii bir meziyet gibiydi. Bununla birlikte cesareti ile de meşhurdu. Birgün eşkiyalar köylerine baskın yaparak sürülerini kaçırırlar. Bunun üzerine birkaç kişi ile birlikte peşlerine düşer. Çarpışma sırasında eşkiyalardan biri Hâtem’den mızrağını ister, Hâtem mızrağını hemen adama uzatır. Arkadaşlarından biri; “Ne yapıyorsun, seni kendi mızrağınla vurursa” deyince Hâtem; “Bunu ben de biliyorum, fakat madem ki istedi vermem gerekir.” der. Kendisinden istenileni vermek kendisinde tabii bir davranış haline gelmişti.
Hadîs-i şeriflerde buyruldu ki:

“Allah katında kötü huydan daha büyük bir günah yoktur.” Çünkü çirkin ahlâka sahip olan, günahlardan tevbe ve istiğfar etse bile yine başka bir günaha girmekten kurtulamaz. (Tabarani)
Hazret-i Âişe’nin (radıyallahu anhâ) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ dan rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmaktadır:

“Her günâhın bir tevbesi vardır, fakat çirkin ahlâka sahip olanın tevbesi yoktur. Çünkü bir günahtan tevbe edince mutlaka tevbe ettiği günahtan daha şerli bir günaha girecektir.” (et-Terğib ve’t-Terhib)

“Su buzu erittiği gibi, iyi ahlâk da, hatâları, günahları eritir. Sirke balı bozduğu gibi, kötü ahlâk hayratı, hasenatı yok eder.” (Tabarani)

“Sadece güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Keşfu’l-Hafa) O halde bu hadîs-i şerîfler doğrultusunda güzel ahlâkın önemi ve fazileti aşikârdır.
Bir kadın Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’a gelerek;
“Yâ Resûlallah! Kadın birden fazla koca alıp da bu kocalar kendisinden önce ölürse, âhirette hangi kocaya zevce olur?” diye sorunca, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem);
“Güzel ahlâklıyla zevce olur.” buyurarak şu hadîs-i şerîfi beyan ederler. “İyi huylu olan dünya ve âhiret saadetlerine kavuşur.” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebû Hureyre’ye (radıyallahu anh);
“Güzel ahlaktan haberin olsun” buyurunca,
Ebû Hureyre;
“Güzel ahlak nedir yâ Resûlallah?” diye sorar.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem);
![]()
“Güzel ahlak senden uzaklaşanlara yaklaşman, seni mahrum edenlere ihsan etmen sana zulüm edenleri affetmendir” buyurur. (Mukaşafat al-Kulub)
O halde kişiye en fazla gerekli olan husus, güzel ahlâka sahip olmaktır. Kalbini çirkin ahlâktan temizleyip güzel ahlâkla süslemek, temennilerin en üstünü olmalıdır. Tasavvuf da budur.
3. İ’râd
Halktan yüz çevirmek halkın kendisine yaklaşıp veya uzaklaşması hallerine itibar göstermeyip onları terketmektir. Halkın bu iki haline ehemmiyet vermemeli. İnsan için en mühim olan şey Allah’ın rızâsı olmalıdır. Çünkü halkın ondan razı olup, Allah’ın razı olmaması bir fayda sağlamaz. Fakat halkın ondan razı olmayıp, Allah’ın ondan razı olması en büyük seâdettir. İ’râd sabır ve tevekkül ile hâsıl olur.
a. Sabır
Halkın eziyet ve kötü sözüne tahammül etmektir. Çünkü nefis, halkın ondan memnun olmasını, onu methetmesini ve ondan iyilikle bahsetmelerini ister. Sabır, bunları istemeyip halkın eziyetlerine tahammül etmektir.
Âyet-i kerîmede buyrulduğu gibi:

“Mü’minler Allah yolunda kendilerini kınayanların, kınamasın dan korkmazlar.” (Mâide Sûresi, 54)
b. Tevekkül
Alah’a tevekkül etmek. Eğer tevekkülü halka olmayıp, Hakk’a olursa, artık halkla hiçbir ilgisi kalmaz.
4. Rizâ
Darlıkta ve bollukta Allah’tan razı olmak. Allah’ın Dâ vûd Peygamber (aleyhisselâm)’e vahyettiği gibi:
“Ey Dâvûd, kullarıma de ki, benden razı olsunlar ki, ben de onlardan razı olayım.”
Yani Allah (celle celâluhû) onu ne ile muamele ettirirse, ondan ne alırsa ve ona ne verirse, azlığa da, çokluğa da razı olmalıdır. Rızâ, kanâat ve tefvîd ile hâsıl olur.
a. Kanâat
Bütün hallerin değişikliğine razı olmaktır.
b. Tefvîd
Bütün hallerini Allah’a teslim etmektir.
Çölde mukim bulunan tefvîd ehlinden birinin, sadece bir merkebi, bir horozu, bir de köpeği vardı. Ona;
“Horozunu tilkiler yedi” dediler.
“İyilik, Allah’ın istediğindedir.” dedi.
Eşeğini kurtlar yedi” dediler. Yine
“İyilik, Allah’ın istediğindedir.” dedi.
“Köpeğin öldü” dediler. Yine aynı cevabı verdi.
Eşkiyalar bir gün köyünü basarlar. Köpek, merkep ve horozların sesleri üzerine çölde dağınık halde bulunan evleri tespit ederler ve onları soyarlar. Bu baskından hayvanları öldüğü için yalnız kendi evi kurtulmuş olur. İşte hayvanların ölümü üzerine Allah’ın hükmüne rızâ göstermesi onun için daha hayırlı oldu.
İbrahim Peygamber (aleyhisselâm)’i ateşe atarlarken havada Cebrail (aleyhisselâm) ona yetişir ve;
“Bana ihtiyacın yok mu?” der.
İbrahim (aleyhisselâm);
“Sana ihtiyacım yok, ihtiyacım başkasındadır. Yani Allah’adır.” der.
Cebrail (aleyhisselâm) bunun üzerine;
“Şu halde kurtulmanı Allah’tan iste” der.
O zaman İbrahim Peygamber (aleyhisselâm);
“Allah’ın hâlime vâkıf olması suâ lime, istediğime yer bırakmaz.” der. İşte İbrahim Peygamber (aleyhisselâm)’in bu hali tefvîde güzel bir örnektir.
Mûsâ Peygamber (aleyhisselâm);
“Yâ Rabbi! Yeryüzünde sana en çok ibâdet eden bir kişiyi bana göster.” diye Allah’tan dilekte bulunur.
Allah (celle celâluhû);
“Yâ Mûsâ! Falanca yere git, onu göreceksin” buyurur.
Mûsâ (aleyhisselâm) o yere gider. Ayağa kalkamaycak durumda olan felçli bir adam görür. Mûsâ (aleyhisselâm) Allahü teâlâya hitaben;
“Yâ Rabbi! İbâdet edecek kudrette bir adam değildir” der.
Allah (celle celâluhû) Musa’ya;
“Sıhhati yerinde iken yeryüzünde ondan daha fazla ibâdet eden yoktu.” buyurur.
O esnada Cebrail (aleyhisselâm);
“Bunun gözlerini almak için Allah (celle celâluhû) tarafından emredildim.” dedi ve âbidin gözlerine işaret etti, aynı anda iki gözü
de kör oldu.
Bunun üzerine âbid;
“Yâ Rabbi! Bu gözleri bana verdin, bir müddet bunlarla ferahlandım.
Şimdi ise aldın, fakat Elhamdülillah recâmı almadın” der.
O zaman Mûsâ ve Cebrail (aleyhisselâm) ona;
“Allah (celle celâluhû) her şeye kadirdir, eskisi gibi ibâdet edebilmen için Allah’a duâ et biz de âmîn diyelim.
Belki Allah (celle celâluhû) sıhhatini ve gözlerini geri verir.” derler.
Israrlarına rağmen âbid;
“Allah’ın sevmiş olduğu şeyi ben de seveceğim” cevâbını verir. İşte tefvîd ehli Allah’ın bütün hükümlerine rızâ gösterirler.
Kanâat malda, maişetin çokluğuna ve azlığına, tefvîd ise, musîbetlere, belâlara, mihnetlere rızâ göstermektir. Demek ki rızâ bu iki unsurdan hâsıl olur.
5. Allah’a Rücû Etmek (Allah’a Dönüş)
Hadîs-i şerîfte meâlen buyrulduğu gibi:
![]()
“Sual edersen (yani bir talepte bulunursan) Allah’tan sual et, yardım istersen Allah’tan yardım iste.” Bütün hallerde nihayet ve dönüş Allah’a olmalıdır. Darlıkta ve zorlukta Allah’a iltica (Allah’a sığınmak) bollukta ise Allah’a şükretmeli. Demek ki Allah’a rücû, iltica ve şükür ile hâsıl olur. (Tirmîzi)