Yasin Aktay

Yasin Aktay

Siirt Milletvekili

PROF. DR. YASİN AKTAY
SİİRT MİLLETVEKİLİ

Eüzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim esselatu vesselamu ala seyidine Muhammedin(s.a.v) ve ala alihi vesabbihi ecmain Sayın Bakanım, Sayın valim çok değerli milletvekilleri kendisi için toplandığımız anmak ve anlamaya çalışmak için burada toplanmış bulunduğumuz değerli hazinemiz Siirt’in ve ülkemizin aslında şimdiye kadar belki de gizli kalmış fiilen etkisini elbetteki yaşamakta olduğumuz hazinemiz “Şeyh Muhammed El Hazin”nin bugün halifesi konumundaki çok değerli hocamız Şeyh Muhittin hocamız ve tabii “Şeyh Muhammed El Hazin” bütün sevenleri hepinizi hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Tabi benden önce çok değerli abim, Müfit Aydın abimiz çok güzel bağlantıyı kurdu.

“Şeyh Muhammed El Hazin” Siirt’te yaşayanlar için Hem Kürt’üyle hem Arap’ıyla ortak değer. Böyle bir ortak değer kültürün derinliklerine kadar nüfuz etmiş beyinlerine nüfuz etmiş  ve sosyolojisine nüfuz etmiş, folkloruna nüfuz etmiş bir de  değer tabii ki. Ancak bilen biliyor hepimiz biliyoruz ki Siirt denilince hemen ilk akla gelen olmuyor. Siirt dışarıdan bakıldığı zaman Tillo’su  ile biliniyor. İbrahim Hakkı Hazretleri ile İsmail Fakirullah Hazretleri ile biliniyor. Son zamanlarda Sultan Memduh hazretleri ile bilinmeye başladı. Şimdi iyi bir vesile ki Şeyh Muhammed El Hazin Divanı yayınlandı. Bu divanı yayınlanmadan önce emeği geçen herkese çok çok teşekkür ederim. Çok önemli bir şey, bunun kadar önemli olan başka bir şey daha tabii ki bir üniversitenin, bir şehrin içindeki  bütün kültürel hazineleri deşmesi, onları ortaya  çıkarmaya çalışması Onları akademisyenlerin, mütefekkirlerin düşünürlerin, yazarların ilgisine sunabilmesi ve bütün dünyanın ilgisini sunabilmesi. Üniversitenin fonksiyonu bu 10 yıl önce burada ve tüm bütün Türkiye’de kurduğumuz üniversiteler gibi Siirt’te de bir üniversite kurduk. Her ile bir üniversite mantığı ile yaklaştığımızda bu ilimizde de Siirt ilimize de bir üniversite kurduk. O biçilmez hizmetleri arasında demin Sayın Rektörümüzün de ifade ettiği İmam Eş’ari Siirt halkı biliyor, ancak eşari”yi  bilen yok Eş’ari hakkında iki kelime laf edecek biri yok imam Eş’arinin iltifatta ki yolu nedir, mezhebi nedir,ne yazmıştır, hangi kitapları vardır, hangi meşrebi vardır, bunu bilen yok  varda çok az. Bunu daha genel bir bilgi konusu haline getirmek çok çok daha önemli bir şey. Bunun tabii ki olsun demekle olmuyor. Bunun olabilmesi için kurumsal bir takım imkânların birtakım yolların açık tutulabilmesi gerekiyor. Bu da biraz Üniversite sayesinde mümkün olabilen bir şey oldu. Üniversitenin kurulması ile birlikte ilk defa sadece Siirt’te değil, sadece bütün Türkiye’de ilk defa bir  Uluslararası Eşra-i Sempozyumu yapıldı. Bende böyle bir Eşra-i Sempozyumu’nun Siirt’te yapılmış olmasından gururunu yaşadım açıkçası. Bir Siirtli olarak Siirtli Bir akademisyen olarak, Siirtli bir bilim adamı olarak bunu gururunu yaşadım. Arkasından Selahattin Eyyubi bugün dünyada Kürtlerin, Kürt kardeşlerimizin Tarihte ve bugün de gurur duyabilecekleri belki de en önemli isim Selahattin Eyyubi’dir. Ama Selahattin Eyyubi hakkında herhangi bir şey yapılmamıştır. Biz bizeyiz Selahattin Eyyubi’nin tarihini bilen var ne doğru dürüst, anlam ifade ettiğini bilen var. Selahattin Eyyubi Kürtlerin gurur duyması gerektiğini bilen bir Kürt idi Ama yanında dava arkadaşları arasında  Kürtler de vardı, Araplarda vardı Çerkezler de vardı, Türklerde vardı. Herkes vardı bütün bir ümmet vardı, karşısında da kimler vardı biliyor musunuz bütün bir küfür milleti vardı. Yanında Müslümanlar vardı. Hazreti Muhammed’in (s.a.v) ümmeti vardı yanında, ama karşısında Ehli Salip vardı, Siyonistler vardı, bütün İslam düşmanlarının hepsi Selahattin Eyyubi’nin karşısındaydı. Bugün onu anlamanın, anlamaya dönmenin tam zamanıdır. Selahattin Eyyubi anlamaya dönmenin tam zamanıdır. Onu anladığımız zaman bugün ne tür ve nasıl ve ne tür saldırılara maruz kaldığımızı Ancak o zaman anlayabiliriz.

Tarih tekerrür ediyor değerli arkadaşlar 7 Haziran’da Allah bazılarına ufak geçici bir sevinç yaşattı. Gafleti bir sevinç yaşattı. Biraz sanki Recep Tayyip Erdoğan’ın koltuğunun sallanıyor olduğu  serabını yaşattı bazılarına hemen içlerindeki bütün nefreti ve öfkeyi kusmaktan çekinmediler ve batıdaki bazı gazeteciler aynen şu mesajı ve manşeti attılar:  ‘Çağımızın Selahattin Eyyubi’si durduruldu’ diye yazdılar. Hatırlıyor musunuz birileri için Recep Tayyip Erdoğan’ın ne anlama geliyor olduğunu Bundan daha iyi anlatan başka bir anekdot ve daha güzel bir olay olamaz. Onun için bu vesileyle Siirt Üniversitesi’nin böyle bir şeye vesile olmasıyla Siirt Üniversitesi ne teşekkür ediyorum.

Siirt Üniversitesi’ni bize kazandıran Sayın Cumhurbaşkanımıza bütün illere böyle bir üniversite kurmak suretiyle Bu hamlede bizim payımıza da böyle bir üniversite düşürdüğü için çok teşekkür ediyorum. Tabii bir teşekkür de  Siirt Vakfı’na Siirt Vakfı da böyle bir şeye vesile olduğu için Siirt Vakfı’na da çok teşekkür ediyoruz. Siirt Vakfı’nın değerli emektarı Zeki Akyüzlü Beyefendi enerjisi ile her zaman böyle aktif çabalarıyla, yaşlandım diyor ama inanmayın, yaş kesinlikle yaşta değildir daha doğrusu Activite gençlik yaşlı değildir. Aktivite nedir; anlayıştadır zihindedir. Biz onu hala genç bir kardeşimiz, arkadaşımız olarak görüyoruz tabii böyle bir şey de kendisine söyledik umarım bizi mazur görür.

Değerli arkadaşlar Siirt’te “Şeyh Muhammed El Hazin” üzerine ben bu oturumdan sonra bir açılış konuşması gibi bir şey tasarlamıştım ama şartlar ve zamandan dolayı yapamayacağım. Sosyolojik bazı münazaraları mı yapmamı müsaade ediniz. Tabii Siirt de bir gelenek var,  bir İlim ve irfan geleneği var ve bu İlim ve irfan geleneği içerisinde Şeyh Muhammed El Hazin önemli bir yer tutuyor. Ama onu Siirt’e yaşayanlar biliyorlar daha ziyade, çünkü şimdi daha ziyade şu ana kadar “Şeyh Muhammed El Hazin”in etkisini daha ziyade şifayı kültür içerisinde Sürdürmüş olduğunu biliyoruz ki ortada bir kitap yok. Okutulan, bir kitap yok. Kasideleri var. Meşhur bir salavatı var. Her gün okunan, her vesileyle okunan çok güzel bir şey ama ona dair kesin bir metin, kesin bir literatür oluşmadı şu ana kadar. Bir literatür oluşmadı içinde dışarıda tanıtımı olmadığı için bir ilim tetkiki de yapılmadı. İlk defa onun Divanı’nın ve bazı eserlerinin takiplerinin yapılması ve gün yüzüne çıkarılmış olması dolayısı ile ben bundan sonra bu tür çabaları daha kolay yapılacağına dair daha iyimserliği mi ifade etmek istiyorum.  Umut ediyorum,  bundan sonra başta Siirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ndeki ve Edebiyat Fakültesi’ndeki, tarih bölümündeki bazı arkadaşların Akademisyenlerin ona ilgilerini biraz daha arttırma hakkındaki daha iyi bir edebiyatı geliştirmelerini, daha iyi bir ilim geliştirmelerini, tartışmalar geliştirmelerini umuyorum. Tabi Siirt’te Siirt’in geçmişinde bu kadar isim aslında baktığımızda çok fazla sayıda başka bir ile Nasip olmayacak Bu kadar İlim ve irfan geleneğinin var olduğunu biliyoruz sayın bakanım. Bu Siirt’te var olan bir atmosferle de ilgilidir, toprakla ilgili bir şeydir. Bir İlim irfan toprağıdır, İlim irfan geleneği vardır ki burada Geçmişte yani şimdiye kadar da devam etmekte olan Ama geçmişe doğru gittiğimiz zaman Özellikle tabii filmde detayları bir miktar verildi.

Bundan 100 sene kadar önce bölgede çok büyük bir ilim yolculukları var, yani bir istasyonlar var, Mardin’de, Batman’da, Bitlis’te, Siirt’te, Muş’ta ve bu bölgeler Bağdat’a kadar uzanan bir medreseler ağı var. Bu medreseler ağı aslında ciddi bir kültür, ciddi bir İrfan geleneğinin buralarda nasıl hâkim olduğunu gösteren çok önemli bir işaret. Bu işaret üzerinden gittiğimiz zaman üzerinde durulması gereken çok çok önemli şeyler var. Üniversitemizin ve araştırmacıların üzerinde durması ve yoğunlaşması gereken çok önemli bir hazinedir. Bu, Önemli bir kültürün İrfan’ın bulunabileceği işlenip ortaya çıkarılabilineceği bir İlim ve irfan gelinliği İkincisi tabii az önce hocama Muhittin efendiye atfedilen bir güzel bir şey bu sempozyumda ilgili anahtar kelimeleri alt alta yazdığım zaman şöyle bir şey çıktı tabi, Şeyh Muhammed El Hazin ifade ettiği dillere pelesenk olmuş o çok güzel bir söz: “ Sen cahilsin” diyor. İnsana seslenirken Avrupalıların yanıltıcı ve yanımsamacı aydınlanma ideolojilerine hiç rağbet etmeden insana seslenirken “Sen cahilsin ki Allah’tan Gafilsin Allah’tan Gafil olduğunu ölçüde Sen cahilsin” aslında ilim İrfan kapısının açıldığı ilk anahtar budur. İnsan ki kendini Allah karşısında hiçbir şey bilmiyor olarak görmediği sürece hiçbir şey bilmiyordur, hiçbir şeyi öğrenmiyordur. Aslında bakarsanız Evrensel ilim anlayışının da kapısı budur. Onun için kendini bilen Rabbini bilir ve tesride doğrudur, Rabbini bilen kendini bilir, Rabbini bilen kendini bilmiyorsa aslında Rabbini bilememiş olur.

Bir insan kendini bildiğin şeyin abartı sana çok fazla girmeye kalkışınca Hele hele biliminden dolayı bilminden dolayı edebi olduğu beşeri şeyleri Gözünde haddinden fazla abartırsa Insanlar nezdindebu ilim sayesinde bu edebi itibarı daha fazla odaklanmaya kalkışırsa onun aslında tam bir cahil olduğunun ilimden hiçbir nasibinin olmadığını Bizler Yunus Emre’nin nasıl güzel ifade ettiğini hepimiz biliyoruz. Öyle değil mi sevgili arkadaşlar ‘ilim ilmi bilmektir, ilim kendini bilmektir ya kendini bilmezsen bu nice okumaktır. Tabii bir anahtar kelimede irşad Şeyh Muhammed El Hazin hayatına baktığımızda onun hayatının en önemli kısmı ya da kısımlarından birisi. Irşad’ı bir hayat tarzı haline getirmiş, hayatın özü haline getirmiş, sadece kendisi değil ki kendisinden sonra yetiştirdiği insanları da İrşad mektebinin içerisinde yetiştirir. Bölgede insanların İslam’ın bereketinden, İslam İlmihali İslam’ın feyzinden, daha fazla faydalanabilecekleri bir durumu adeta kurumsallaştırmıştır.

Şu olay çok ilginçtir sayın Bakanım “Şeyh Muhammed El Hazin”in burada yakında  Erbildi diye bir köyümüz vardır.Orada bir Kürt aşireti vardır ve bu Kürt aşireti kendilerini  İrşat  edilecek bir çocuk istemişlerdir. İrşadını talep ettikleri zaman o hikaye başlı başına çok ilginç bir hikayedir. O küçük çocuğunu vermek istemiştir. Fakat onlar büyük çocuğu istemişlerdir. Şeyh Fahreddin Efendi hoca efendi kendilerine Irşad etmek için talep etmişlerdir, adeta çocuğu O yola kurban etmişlerdir. İnsanlar artık onun neslinden gelen köylüleri onun köylüleri olarak bilirler. Erbilli Şeyh’i olarak bilirler. Değerli hocalarım değerli Sayın Bakanım Sayın hocam az önce konuşmasında ifade ettiği gibi Şeyh Hazini almaya çalışırken aslında burada sadece onu anmak değil, onu anlamak anlamaya da çalışmak çok önemlidir. Hocam çok güzel bir anahtar kelime deha söylediler. Kitap dediler kitap ve sünnet Peygamber Efendimizden(s.a.v.) başka bir yolu tavsiye etmiş değildir esasında “Şeyh Muhammed El Hazin” onu da esasında hocamın doyum olmaya derslerine katılmaya çalışıyorum tabii ki doyum olmayan dersleri bu dersler. Her gün İkindi vaktinden sonra yaptığı bu sohbetleri herkese de açık bildiğim kadarıyla. Hiç kimseye kapalı değil. Sadece o ders tecrübesi  bile Siirt çevresinde Sosyolojik olarak ne kadar güzel bir fonksiyon icra ediyor olduğunu bu vesile ile herkesin huzurunda ifade etmeme müsaade ediniz. Kendisine bu olaydan dolayı tadına doyum olmaz bir lezzet aldığımı İfade etmek istiyorum. Kitaptan okuyarak yapıyor bu sohbetini. Kitaptan asla kopmayan verdiği bilginin Kur’an’ın ehli sünnetin irtifa ettiği bütün kıymetlerden bizi kendini dinleyenleri sohbetine iştirak edenleri nasiplendirmeye çalışıyor.

Son bir münazaram var Şeyh Muhammed El Hazin hazin kelimesinin ifade ettiği şey çok ilginçtir. Tabii orada Bu hüzün kültürü üzerinde yeterince durulduğunu zannetmiyorum. “Şeyh Muhammet Hazin” hakkında konuşulurken yazılırken kitapta da bir yerde okuduğumu hatırlıyorum. Onun uveysi geleneğinden gelen bir meşrebi  temsil ettiği söyleniyor uveysi’lik tam da bu hüzün ifadesidir. Hüzün, kopuksun yani bir hasret gurbettesin, gurbet yaşıyorsun sürekli olarak. Dünyada olmak herşeyden önce gurbette olmak bu dünyanın en onkolojik, davranışsal, düzeyi. Bu kaçınılmaz bir durum ama ondan da öte bir şey, sanki Veysel Karani Hazretleri’nin  yaşamış olduğu Hazreti Peygamberle birlikte kavuşamamış olduğu onun Hayatına katmış olduğu telafi edilemeyen trajedi, telafi  edilemeyen hasret, telafi edilemeyen gurbet bir insanın karakterine bu kadar yakışır, ve bu karakter herhalde bu bölgenin bu insanın karakterini bu kadar çok yakın gelmiş ki, onun makamı veya Hamdi şerifleri bugün Baykan’da Siirt’te biliyorsunuz medfun bulunuyor, O  Geleneği temsil eden bir kişi olarak aslına bakarsanız İslam’ın içerisinde Peygamber Efendimizin Siya-i Şerifinde tamamlanmış bir hayat vardır, mürüvvet vardır. Tabiri caizse yani aslında Hz Peygamber(s.a.v.) yola çıkarken Cenabı Allah bunu takdir etmiş olduğu bir kader vardır ve o bir hayatı  Kemal’e erdirmiştir ve bir beşer hayatı içerisinde ortaya konulabilecek En ideal en mükemmel en örnek hayat ve en mutlu hayat Hazreti peygamberin(s.a.v) hayatı içerisinde siya-i Şerif içerisinde tamamlanmıştır. Ve o yüzden son inen ayet Aynen şöyledir: “Bugün size nimetimi tamamlamış olduğum ve size din olarak İslami seçtim” tamamlanmış bir din olarak İslam aslında bu trajediyi çok yakın olarak sayılmaz Ama o Peygamber Efendimizden(s.a.v.) hemen sonra 30- 40 yıl sonra ortaya konulan Kerbela trajedimiz vardır ki o trajedi İslam kültürüne  hüznü tekrar yerleştirmiş, hüzünü birdaha telafi edilemiyecek bir biçimde ortaya koymuş bir şey. Tabii bu hüzün üretici bir değer olarak insanların amellerini eylemlerini biraz daha üretken kılacak, bir şey ne kadar dönüştürülebilir o da belki akademisyenlerimizin düşünürlerin izin Sosyologlarımızın ortaya koyabileceği bir çalışma olabilir. Sayın Bakanım size  teşrif edip buraya geldiğiniz için çok çok teşekkür ediyorum.

Bu müstesna günde “Şeyh Muhammed El Hazin” hakkında düzenlenmiş olan bu toplantının, bu konferansın, bu sempozyumun Muvaffakiyetle ve geçmesini tamamlanmasını cenabı Allahtan diliyorum hepinize başarılar diliyorum. Bu toplantının daha güzel çalışmaları için yeni bir başlangıç oluşturmasını diliyorum ve sizlere de çok teşekkür ediyorum. Sayın vekillerimiz, bütün misafirlerimize buraya geldiğiniz için çok teşekkür ediyorum sağ olun var olun…